Gündüz olduğu halde bütün ışıkları yakmışlar
Ellerim kırılsa da tutmasam o siyah mürekkepli kalemi
Bir çam ağacının dibinde uzansam
bin yıl değil
bir kaç yıl dönsem geriye
Yeni baştan başlasam şekersiz demli çay içmeye
Gece treni geçse sakince
raylarından ses çıkmasa
dumanı olsa sadece
ben kendime yetemiyorum
zihnim taze kozalak kokusunda
yanımda olduğun zaman başkayım bambaşka
sabah istasyonun uç kısmında durdum
yağmur belli belirsiz yağmakta
bir takım maceralar var aklımda
sonra kırmızı çorapların
birer birer sahiplenildiler ama en güzeli sana kaldı
seni sıcak bir sessizliğe uğurlamaktayım
huzurun zorluk çekmek olduğunu anladım
İstanbul’un pembe bulutlarında
bir pamuk şekere uzandım
ellerim gökyüzünde gözlerim ıslak
ben bu şehirde
senden hariç herkese yalnızım
seni özledikçe bir bardak sıcak su içerim
sıcak su demek kırk damla gözyaşı demek
ben her akşam kırk damla gözyaşı içerim
ve Kızıl bir güneş ansızın batar
duyanlar bir kaç yüz yıl geçse de
bir gün hikayemizi yazacaklar